OKU..!
OKU..!

SÜNNETULLAH ÇERÇEVESİNDE SEBEP, SONUÇ VE NİYET

SÜNNETULLAH ÇERÇEVESİNDE SEBEP, SONUÇ VE NİYET

KAİNAT, Allah’ın koyduğu sarsılmaz düzen ve değişmez yasalar çerçevesinde işler. Tasavvufda bu ilahi sisteme SÜNNETULLAH denir.
İnsan bu düzene inansın ya da inanmasın, evrendeki sebep-sonuç ilişkileri kesintisiz biçimde işlemeye devam eder. Doğada belirli şartlar oluştuğunda sonuçlar kaçınılmaz olarak ortaya çıkar, insan da ancak bu düzeni kavrayıp onunla uyum sağladığı ölçüde netice elde eder. Bir hedefe inanmak, ona odaklanmak, kararlı olmak ve emek vermek, kişinin seçimlerini ve elde ettiği neticeleri doğrudan etkiler. İnsan zihnini ve eylemlerini neye yöneltirse, varlığı da o doğrultuda şekillenir.
El-Hakîm(Hikmet Sahibi):
Evrendeki mükemmel sebep-sonuç ilişkilerinin ve Sünnetullah’ın kaynağıdır. İnsanın çabası, İlahi Hikmet’in koyduğu yasalara teğet geçtiğinde değil, onlara uyum sağladığında meyve verir.
El-Alîm(Her Şeyi Bilen):
İnsana eşyanın hakikatini anlama yetisi bağışlanmıştır. İnsanın bilgisi ve dikkati, ancak Allah’ın sonsuz ilminden kendisine tecelli eden sınırlı bir paydan ibarettir.
Burada anlaşılması gereken şudur. İnsan, Sünnetullah’ı kullanarak başarı kazandıkça, bu başarının yegane kaynağını kendisi zannetmeye başlayabilir.
İşte asıl varoluşsal yanılgı tam da bu noktada filizlenir. Aman dikkat..!
İnsan başarılı oldukça güçlenir, güçlendikçe kendi aklına, yeteneklerine ve kurduğu sisteme olan güveni bir illüzyona dönüşebilir. Zamanla, elde ettiği neticelerin arkasındaki O büyük nizami mimariyi unutup kendisini her şeyin gerçek sahibi ve belirleyicisi sanmaya başlar. Böylece insan, kendi zihninde kapalı bir BENLİK DÜNYASI inşa eder. Bu koza ne kadar başarılı ve düzenli görünürse görünsün, yine de sınırlıdır. İnsan, kendi düşünceleri ve başarıları içinde oluşturduğu bu hayali dünyayı gerçekliğin tamamı sanma hatasına düşer.
El-Malik (Mülkün Gerçek Sahibi):
İnsanın sahip olduğunu iddia ettiği yetenekler, zaman, akıl ve başarılar kendi mülkü değildir. İnsan yalnızca kendisine geçici olarak emanet edilmiş bir imkanı tecrübe etmektedir.
El-Azîz (Mutlak Güç Sahibi):
Gerçek izzet ve kudret yalnızca O’na aittir. İnsanın edindiği güç, gölgeden ibarettir, asıl kaynağı unutan güç, sahibini kendi inşa ettiği kozaya hapseder.
İnsan evrenin yasalarını yaratmaz, yerçekimini icat etmediği gibi, varlığın diğer kanunlarını da sıfırdan var etmez. İnsan sadece hazır bulduğu düzeni keşfeder ve ondan faydalanır. Bu yüzden “Ben yaptım, ben var ettim” söylemi, hakikat karşısında temelsiz bir iddiadan ibarettir. İnsanın asıl sınavı yalnız başarısızlıkla değil, belki çok daha güçlü bir biçimde başarıyla ilgilidir. Başarısızlık insanı ACZ'iyetine uyandırırken, başarı insanı kendisine hayran bırakıp kendi kurguladığı düzenin esiri yapabilir.
Kur’an-ı Kerim’deki SUBHÂN kavramı, bu zihinsel tuzağı dağıtan en temel hakikattir. İsra Suresi’nin 43. ayetinde vurgulanan Subhânehu ve teâlâ ammâ yekûlûne uluvven kebîrâ anlayışı, Allah’ın insanın zihninde oluşturduğu tüm sınırlı tasavvurlardan, kavramlardan ve eksikliklerden münezzeh olduğunu gösterir.
Es-Sübbûh (Noksanlıklardan Arınmış):
İnsanın Allah hakkında kurguladığı hiçbir düşünce veya kavram, Allah’ın Kendisi değildir. Zihin sınırlıdır dolayısıyla zihnin ürettiği hiçbir tanım Mutlak Hakikat’in yerini tutamaz.
El-Bâtın (Gizli ve Derin Olan):
Hakikat, insanın benlik kozasının ve yüzeysel algılarının ötesinde görünmeyeni kavrama derinliğidir.
İnsanın varoluşsal yolculuğu daha fazla bilgi depolamak ya da güç biriktirmek değil, kendi sınırlarını idrak etmektir.
İnsanın özgürleştiği AN, şu hakikatle yüzleştiği AN'dır..!
Ben güçlüyüm fakat mutlak güçlü değilim.
Ben biliyorum fakat her şeyi bilmiyorum.
Ben seçiyorum fakat bütün şartları ben belirlemiyorum.
Ben başarıyorum fakat var olduğum düzeni ben yaratmadım.
Ben varım fakat kendimden bağımsız var değilim.
Es-Samed (Hiçbir Şeye İhtiyacı Olmayan):
İnsan her anında dışındaki bir düzene, nefese, akla ve varlığa muhtaçken, Allah hiçbir şeye muhtaç olmayan yegane dayanaktır.
El-Evvel ve El-Âhir (Başlangıç ve Son):
İnsanın elde ettiği en büyük başarı da, sahip olduğu beden de zaman içinde yok olmaya mahkumdur. Başlangıcı ve sonu olan bir varlığın kendi gücünü mutlaklaştırması geçici bir yanılsamadır.
Kısaca kainat belirli ilahi yasalarla işler. İnsan niyet, emek ve eylemiyle bu düzene uyum sağlayarak sonuç alır. İnsan başarıyı tamamen kendi benliğine mal etme yanılgısına düşmemelidir..!
İnsan düzeni yaratmamış, sunulan imkanlardan yararlanmıştır. Mutlak varlık ve güç yalnız Yaratıcı’ya aittir.
İnsan zihni sınırlıdır. Kavramlar Mutlak Hakikat’in kendisi olamaz.
İnsan kendi kurduğu düşünsel kozadan çıkıp sınırlarını kabul ettiğinde, başarısını reddetmeden onun gerçek kaynağına yönelir ve özgürleşir. İnsan düzenin sahibi değil, o düzenin içinde hareket eden bir yolcudur.
İnsan, egosunu ve kendini merkeze koymayı bıraktığında, mutlak hakikatle arasındaki engeller tek tek kalkar. Ancak bu durum, yalnızca yüzeysel bir okumayla değil, derin bir idrak ve içselleştirmeyle anlaşılabilir...

Tarih: 2026-09-30 00:28:07