Hayatın yorgunluğu, gidilen yolun uzunluğundan dolayı değil, yol boyunca biriktirilen ve bırakmaya kıyılamayan o ağır yüklerdendir. Çoğu zaman hayatı zorlaştıranın başımıza gelen olaylar olduğunu zannederiz, oysa asıl yük, olayların kendisine değil, onlara tutunma biçimimize aittir.
O sıkı sıkıya tutunma, her şeyi kontrol etme ve dünü bugüne taşıma düşüncesi bittiğinde ruhu hafifleten, göğüs kafesini ferahlatan o asıl hürriyet başlar.
Bu düşünceyi enaza indirmek veya bitirmek bir vazgeçiş değil aksine, AN'ın getirdiği rahmete yer açmak için serbest kalma hâlidir..
Zira gönül, ancak serbest bıraktığı kadar hafifler ve ancak teslim olduğu kadar ferahlar.
Hayat bazen önümüze kördüğümler çıkarır. Genelde emek kutsaldır uğraşmadan birşey olmaz diye o düğümleri çözmek için saatlerimizi, hatta yıllarımızı veririz. Oysa her emek bir inşa değil, bazen ömrün en büyük israfıdır. İpi kurtarmak için ömrü harcamaktansa, düğümün olduğu yerden koparıp atmak bir pes ediş kolay yol değil, zamanın kıymetine hürmettir. Yeni bir iple yola devam etmek, ruhun en büyük hafifliğidir.
Aynı hafiflik, kelimelerin dünyası için de geçerlidir. İnsanlara bir şeyi anlatmak için nefes tüketmek, senelerce anlamalarını beklemek gönlü yoran bir yükten başka bir şey değildir. Söz bir kez söylenir ve bir ikram gibi sunulur, alan gönlüne koyar, almayan kendi ağırlığıyla kalır.
Sakın Acaba doğru mu anladı.?diye düşünüp durma. Anlamak isteyen anlar, anlamak istemeyene kırk gün konuşsan fayda etmez.
Başkalarının tartısında doğru ya da eğri çıkmak, artık sözü söyleyenin meselesi değildir. İçin ferah, sözün net olduğu o noktada insan artık sadece yoluyla ve yaradanıyla kalır. Gerisi sadece kuru kalabalıktır.
Huzurun bir saati, uyanışın bir takvimi yoktur.
İnsan hangi noktada yüklerinden arınmaya karar verirse, orası onun miladıdır. Zararın neresinden dönülürse dönülsün, o dönülen yer ömrün en taze başlangıcıdır. Zira insanın kendi İÇ huzuruna sahip çıkmasından ve o sükûneti korumasından daha büyük bir servet, daha kıymetli bir mülkiyet yoktur.
Gönül evini eskinin tozundan arındırıp yeniye ve taze enerjiye açmak sadece bir tercih değil, bir varoluş borcudur.
İnsan, kendi köşesine çekilip sessizliği dinlediğinde, asıl enerjinin dışarıda değil, kendi merkezinde olduğunu idrak eder.
Dünyanın gürültüsünden çekilmediğin sürece, İÇ sesini duyamazsın. İç sesini duymayan, DIŞ seslere köle olur.
Gönlünün başköşesini sakın ha, sakın herkese açma.!
Orayı iyi olanlara, iyilik getirenlere, yüzüne güneş gibi doğanlara ayır.! Kötü söze, haset duygusuna, çekiştiren dile, arkadan vuran sırta kapını kapa..!
Sözün kısası,.. hayatı bir ağaç gibi budamak gerek bazen.
Budanan her dal, aslında gövdeye daha fazla can, daha fazla gürlük taşır.
Fazlalıklardan arınmış olmanın verdiği o taze ve zinde ki hal, hayatın en saf meyvesidir.
Şimdi bu tazelenmiş nefesin tadını çıkarma vaktidir.
Bu bir tavsiye değil, bir davet olarak denilebilir ki, İnsan kendi İÇ dünyasında, kendi evinde derin bir temizliğe kapı açmalı.
Kendine öyle bir köşe ayırmalı ki, orada sadece iyilik, güzellik ve AN'ın o berrak huzuru yaşansın.
Unutma.!
Ruhu fazlalıklardan kurtarmak, en büyük iyileşmedir.
Ey dost, bir AN dur da şu yazılanlara kalp gözünle bak.
Ne diyorsun.?
HerAN gönül köşemden yansıyanları değerlendirme fırsatı verdi diye şükrediyorum diyorsan ne mutlu sana. Ama sana söyleyeyim, Şükretmekle yetinme..! Şükrettiğin şeyin sırrına ermeye bak.
Çünkü nice insan vardır, sabah akşam "Elhamdulillah" der ama hâlâ düğümler içindedir.
Hâlâ anlaşılma derdindedir.
Hâlâ bir ipi çözmek için ömrünü harcar, bir sözü anlatmak için dilini tüketir.
Sakın ha, sakın sen de onlardan olma.
Gönlünüzün köşesi hep aydınlık, yolunuz hep kolay olsun.
Kalın sağlıcakla...
Tarih: 2026-05-03 10:04:54