OKU..!
OKU..!

ODAKLANDIĞIN ŞEY SENİN GERÇEKLİĞİNDİR

ODAKLANDIĞIN ŞEY SENİN GERÇEKLİĞİNDİR

Dost meclislerinde Muhabbetlerimde ne zaman DEĞİŞİM'den, DÖNÜŞÜM'den ya da zihnin gücünden bahsetsek, hep aynı tıkanma noktasına geliyoruz.. Tamam da, bunu nasıl becereceğiz..? KORKU'ları, kökleşmiş HUY'ları ve o bırakamadığımız alışkanlıkları nasıl yok edeceğiz.?
Aslında cevap, modern bilimin kalbinde, Kuantum fiziğinin o büyüleyici prensibinde gizli yanii Gözlemci Etkisinde..
Kuantum dünyasında bir olasılık dalgasının katı bir parçacığa (yani gerçeğe) dönüşmesi için tek bir şeye ihtiyacı vardır, bir gözlemciye. Kısaca Neye odaklanırsan, onu kendi gerçekliğinde çöktürürsün anlayışına.. İşin ilginç kısmı da tam burada başlıyor.. Bir dertten kurtulmaya çalıştığında, aslında tüm bilincini o derde hapsedersin.
Bir korkuyu yok etmek istediğinde, o korkuyu sürekli gözlem alanında tutarsın. Kuantum bakış açısıyla kurtulmaya çalışmak, aslında o olasılığı hayatında sabitlemek demektir.
Sürekli bundan kurtulmalıyım dediğin herAN, o olasılık dalgasını gerçeklik olarak formülize ediyorsun. Kısacası, kaçtığın her şey, senin gözlem alanında kaldığı sürece seninle gelmeye devam eder.
Tasavvufi Bakışla ise kurtulmaya çalışmak, Ben'lik davasıdır. Bu durum kötü, ben bunu istemiyorum demek, o anki tecelliyi (takdiri) beğenmemek ve ayırmaktır. Oysa her şey O'ndandır. HÛ, tasavvufta "O" demektir ancak bu "O", ötelerde bir tanrı değil, mutlak hakikatin, isimsiz ve niteliksiz özüdür. "HÛ" ile işaret edilen hakikat, senin özündeki saf bilinçtir. Bu noktada "HÛ" demek, yerel olmayan alana bağlanmaktır. Eğer sen kendi derinliğindeki bu sınırsız potansiyeli hissedersen, kurtulmaya çalıştığın küçük detaylar, okyanustaki birer damla gibi ana gövdede erir gider.
Hayatındaki sorunlarla savaşmak yerine, o sorunların arkasındaki Tek'liği fark etmek gerekir.
Kuantum alanında her şey bir enerjidir ve enerji asla yok olmaz, sadece dönüşür. Sorunu itmek yerine, onun içinden geçmeyi seçmelisin.
Bu durum bana neyi hissettiriyor.? diye sormak, kuantum alanındaki frekansını değiştirmektir.
Tasavvuftaki "Fena" makamı, bireysel iradenin külli irade içinde erimesidir. "HÛ" bilincine geçtiğinde, kurtulacak birşey ya da kurtulmaya çalışan bir BEN kalmaz. Sadece akış ve tecelli kalır.
Kısaca Derin'likli bir yaklaşım ile Kurtulmaya çalışmak bir ittirme eylemidir ve her ETKİ kendi TEPKİ'sini doğurur. Oysa yapman gereken, çekim yasasını kullanıp odağını özüne, yani "HÛ" ya çevirmektir.
Bu durumda yapılması gerekenler..!
Düşünceyi Derinleştir,..
Soruna bakma,..
Sorunu izleyen KENDİ'ne bak.
Anlamı Kavra,..
Yaşadığın her olay, senin hakikatine dair bir aynadır.
Aynayı kırmak seni güzelleştirmez,
Sen içerideki sureti düzeltmelisin.
Hissedişe Geç,..
Zihinsel bir kabulleniş yetmez, kalbinde o sonsuz enerjiyi (HÛ) hisset.
Korku geldiğinde korkudan kurtulmalıyım deme,
Bu korku HÛ'nun hangi esmasının perdelenmiş halidir.? diye bak.
Sonuç olarak Savaş bittiğinde, hakikat başlar.
Sen bir şeylerden kurtulmaya çalışmayı bıraktığında, zaten kurtulmuş olan asli BEN'liğin açığa çıkacaktır.

Tarih: 2026-03-29 12:15:32