Hiç düşündünüz mü..!
Bir insan bu dünyaya ilk adımı attığında, elinde ne tutar..?
Hiçbir şey.
Ne sıfatları vardır ne de hırsları.
BEN demez henüz.
Ötekini bilmez, ötekileştirmez.
Katıksız bir safiyetin, kainatla ve hakikatle hiçbir aracı olmadan kurduğu o muazzam uyumun içindedir.
İnsan, dünyaya adeta el-Musavvir’in çizdiği o ilk ve lekelenmemiş fıtratla cennetin o dingin yalnızlığından süzülüp gelir. Doğuştan getirdiğimiz o saf ÖZ, henüz lekelenmemiş bir AYNA'dır.
Sonra zihin girer devreye.
Hayatta kalmanın, korunmanın, kabul görmenin bedeli olarak etrafımıza zihinden örülmüş kalın duvarlar dizeriz. Korkular birikir, tanımlar çoğalır. Zihin kendi laboratuvarında bir sahte varlık imal eder.. Yapay BEN (Ego). Zihin böler, kıyaslar, paraya, makama, haklı çıkmaya tutunur. Kendi ürettiği ilüzyonu HAYATIN TA KENDİSİ sanır ve bizi o daracık odaya hapseder.
Oysa göğsümüzde taşıdığımız şey, zihnin sandığı kadar küçük değildir.
Tasavvufun bahsettiği KALP, sadece göğüs kafesinde ritim tutan o et parçası değildir elbette.
O, insanın manevi idrak merkezi, el-Lâtif olan inceliğin ve görünmeyen âlemlerin, hakikatin ve el-Vâsi olan ilahi genişliğin insan bedenindeki tecelligâhıdır.
Eskilerin Arş’tan bile geniş diye tarif ettiği o yer, işte bu İÇ evrendir. "Ben göklere ve yere sığmam, mümin kulumun kalbine sığarım" sözünün işaret ettiği hakikat tam olarak budur..
Zihin sürekli endişeyle kasılırken, kalbimizi el-Bâsıt esmasıyla genişleten bir sonsuzluk vardır.
Dışarıda seyrettiğimiz devasa galaksiler, ucu bucağı olmayan evrenler, insanın içindeki o sonsuz derinliğin yanında gölgeden ibarettir.
Peki biz bu muazzam mülkün ortasında ne yapıyoruz..?
Sınırları sonsuzluğa uzanan o kutsal mabedi, gündelik hayatın dar kaygılarına, yarın korkusuna, DAHA FAZLA SAHİP OLMA hırsına ve egonun ucuz savaşlarına feda ediyoruz.
el-Bâtın olan o gizli ve derin okyanusu, zihnin ürettiği küçük ve bulanık bir su birikintisine sıkıştırmaya çalışıyoruz.
Ruhumuz el-Hayy esmasıyla diriyken, biz zihnin ölü kelimeleriyle kendimizi boğuyoruz.
Oysa insan, zihninin kurduğu o dar, kaygılı dünyadan çok daha fazlasıdır.
Zihnin yarattığı gürültüyü bir anlığına susturabildiğimizde, el-Kuddûs ve es-Selâm pınarlarından süzülen o arı, duru huzur yeniden kalbe dolacaktır. Egonun ürettiği o gölge benlikten sıyrılıp, içimizdeki o sonsuz özü korumak, bu dünyadaki en asli, en asil varoluş borcumuzdur.
Gündelik dertler ve egonun hırsları, kalbin berrak gökyüzünden geçip giden muvakkat bulutlardır. Bulutlara takılıp gökyüzünü unutmayın sakın..!
İçinizdeki o sonsuz genişliği, zihnin dar parazitlerine kurban etmeyin..!
Çünkü insan, kalbi kadar geniş, zihni kadar dardır.
Tarih: 2026-10-09 11:36:36