İnsan ruhunun en kadim sızısı nedir diye sorsalar, kuşkusuz verilecek tek cevap HASRET'tir. Ancak modern insanın eksiklik ya da yoksunluk olarak kodladığı bu duygu, hakikatte RUH'un en yüksek frekansı, İÇ'sel yükselişin ise en güçlü yakıtıdır. Çoğu zaman kavuşmayı bir SON, özlemeyi ise katlanılması gereken bir azap olarak görürüz.
Oysa VUSLAT bir durağı,
ÖZLEMEK ise sonsuz bir oluş sürecini temsil eder.
Tasavvufi düşünceye göre İNSAN, bu dünyaya garib olarak gönderilmiştir.
Hz. Mevlana’nın Mesnevi’ye Dinle.! diyerek ve Ney’in hikayesiyle başlaması boşuna değildir.
Neyin sesi aslında bir sürgün hikâyesidir, kamışlıktan koparıldığı AN'dan itibaren aslına, yani kaynağına duyduğu o derin özlemin nefese dönüşmüş halidir.
Eğer Ney aslına kavuşursa, o yakıcı ses kesilir ve sükût başlar.
HAKK yolcusu için de böyledir..
Durmak, sönmektir.!
Özlem, nefsi terbiye eden, kalbi sürekli "O" ile meşgul kılan ilahi bir mıknatıstır.
Kavuşunca arayış biter, oysa özleyişte sonsuz bir diri kalma hali, hamlığı pişiren bir ateş vardır.
Bu bakış açısını bugünün bilimsel diliyle, kuantum fiziğiyle okumak da mümkündür. Her şeyin enerji ve titreşimden ibaret olduğu bu evrende, bir şeyi özlemek, aslında tüm dikkati o potansiyele odaklamaktır.
Kuantum alanında özlem, arzulanan gerçekliğin henüz maddeleşmemiş ama enerji düzeyinde mevcut olan devasa potansiyelidir.
Birbirini özleyen iki ruh veya dolanık iki parçacık, aradaki mesafe ne olursa olsun tek bir yapı gibi hareket eder. Özlem, bu görünmez bağın yarattığı o muazzam gerilimdir.
Kavuşma anı, fizikteki tabiriyle dalga fonksiyonunun çökmesidir, yani tüm ihtimallerin tek bir noktaya hapsolup donmasıdır. Oysa özlem süreci, tüm ihtimalleri canlı ve akışkan tutan bir enerji alanıdır.
Eğer özlemi dışarıdaki bir nesneye, bir bedene veya geçici bir duruma hapsederseniz, bu bir hapishaneye dönüşür. Ancak hasreti, kendi özüne dönme çabası olarak özümserseniz, o yakıcı ateş sizi yakmaz, Nur'a dönüştürür.
Gerçek sevgi, sevilenin bedeninde kaybolmak değil, onun manasını kendi İÇ derinliklerinde bulabilmektir. Bu noktada özlem, bizi DIŞ dünyadan çekip içimizdeki ÖZ'e iten kutsi bir rüzgardır.
Bu rüzgarla savrulduğumuzda anlarız ki ayrılık bir vehimdir, aradığımız ise arayışımızın ta kendisidir.
Netice-i Kelam,..
Hasretin simyasında Kavuşmak, hikâyenin son noktası, bir doymuşluk ve durma halidir.
Özlemek ise kitabın kendisidir, bir büyüme ve genişleme sürecidir.
Kavuşan susar ve doyar, ancak özleyen her daim susar/susamak anlamında ve bu susuzlukla büyür. Özlemeyi bir mahrumiyet değil, bir arınma miracı olarak gördüğünüzde, saflaşırsınız.
Arayan aslında arandığı için aramaktadır. Özlem, sevgilinin kalbinizdeki ayak sesidir.
Bu bakış açısıyla bu derinlikli yolculukta, özleminizi bir eksiklik olarak mı yoksa ruhunuzun genişleme çabası olarak mı görüyorsunuz..?
Beklentiniz, beklediğiniz ne.?
Beklediğiniz şey bir son mu, yoksa o bekleyişin içindeki HİÇ'lik mi..?
Cevabıda zaten kendi sessizliğiniz de gizli... Allah'u Alem.
Tarih: 2026-05-08 12:22:42