Bu yazı mecburiyetten dolayı kafalardaki o basit düşüncenin, yani Allah ezelde bir defter yazmış, kalemi bırakmış ve şimdi her şey o deftere göre tıkır tıkır işliyor gibi düşünce yanlışlığını düzeltmek adına yazıldı..
İslami düşüncede buna Deizm benzeri KADERCİLİK denir ve yanlıştır.
Doğrusu şudur Allahu Alem,..
Kainat donmuş bir madde yığını değildir. Her an, her salise yeniden yaratılmaktadır..
Kısaca bu islam kelamında teceddüd-i emsal yani varlıkların/cisimlerin her AN yok olup, yerlerine benzerlerinin mislileriyle yaratılması sonucu varlıklarını sürdürmesi, sürekli yenilenmesi anlamındadır.
Siz şu an durduğunuz yerde durmuyorsunuz Atomlarınız, Hücreleriniz ve varlığınız her salise yok olup yeniden var ediliyor.
Kader, geçmişte yazılıp bitmiş bir metin değil, Sonsuz Bilincin yani Allah'ın şu AN'ı ve geleceği sürekli olarak canlı bir şekilde inşa etmesidir.
Siz DUA ettiğinizde, statik bir defterdeki yazıyı silmiyorsunuz.
Siz, kainatın o saniyeki yaratılış frekansına müdahale ediyorsunuz. Dua, kulun iradesinin Allah’ın yaratım enerjisiyle (Kün/Ol emriyle) o saniyede çakışmasıdır.
Dolayısıyla Allah'ın ezelde bilmesi, sadece uzaktan izleyen birinin bilmesi gibi değildir. Aksine Allah'ın, senin samimi dualarını ve cüzi iradeni, Kendi sonsuz kudretiyle yaratacağı lütuflara ve bereketlere birer davetçi ve vesile kılacağını ezelden takdir etmesidir.
Allah biliyordu, öyleyse ben o yoldan yürümek zorundayım fikri, bilgiyi bir zorlama gücü olarak görmekten doğar.
Bu düşünce en büyük tuzaktır.
Bir dağın tepesindesiniz ve aşağıda iki trenin aynı rayda birbirine doğru ilerlediğini görüyorsunuz. Matematiksel ve fiziksel olarak onların 10 dakika sonra çarpışacağını biliyorsunuz. Sizin bu çarpışmayı biliyor olmanız, trenlerin makinistlerini zorlayan, onları kaza yapmaya iten güç müdür.? Hayır. Kaza, makinistlerin hataları yüzünden olacaktır siz sadece yukarıdan baktığınız için bunu önceden gördünüz.
İşte Allah’ın ezelî ilmi, insanı rayda iten bir güç değildir. Eğer öyle olsaydı, insan bir kukla olurdu ve "DUA etmek, sevap işlemek, cezalandırılmak" bütünüyle adaletsiz ve anlamsız kalırdı.
Allah’ın BİLMESİ, senin özgürlüğünü elinden alan bir kelepçe değil, senin özgürlüğünün ne kadar sonsuz olduğunu gösteren bir aynadır.
Kul dua ettiğinde, kaderin pasif bir nesnesi olmaktan çıkıp, o kaderi yönlendiren bir özneye dönüşür.
İslam kaynaklarında kaderin tek bir katmandan oluşmadığı anlatılır. Levh-i Mahv u İsbat (Silinen ve Sabit Tutulan Levha) diye bir kavram vardır. Rad Suresi/39: "Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır."
Bunu bugünün diliyle şöyle derinleştirebiliriz,..
Sizin önünüzde tek bir hayat çizgisi yok ucu bucağı görünmeyen bir olasılıklar ağı var. Siz her kararla, her niyetle ve en önemlisi her DUA ile o ağdaki bir düğüm noktasını aktifleştiriyorsunuz.
Dua etmediğiniz evrendeki ömür potansiyeliniz ile dua ettiğiniz evrendeki ömür potansiyeliniz aynı değildir.
Dua, varoluşsal bir vites değişimidir. Siz DUA moduna geçtiğinizde, sistem sizi "A segmenti ömür algoritmasından", "B segmenti ömür algoritmasına" taşır.
Evet, Allah her iki algoritmayı da, sizin hangisini seçeceğinizi de bilir ama buradaki can alıcı nokta, seçimi sizin yapıyor olmanız ve bu seçimin fiziksel dünyada gerçek bir karşılığının bulunmasıdır.
Eğer meseleye "Ben dua ettim, Allah da yukarıda kararını revize etti" diye bakarsak mitolojik ve çocuksu bir TANRI algısına düşeriz.
Eğer "Zaten her şey belli, ne yapsam boş" diye bakarsak bu kez de robotik ve anlamsız bir kaderciliğe düşeriz.
Derinlik tam ikisinin ortasındadır..
Sizin cüzi iradeniz ve dualarınız, Allah'ın külli iradesinin evrendeki tecelli araçlarıdır. Yani Allah, kendi kurduğu evren sisteminde kulun sesine ve arzusuna yer açmıştır. Dua, bir kulun "Ben sadece bir robot değilim, buradayım ve irademle bu evrende bir iz bırakmak istiyorum" seslenişidir ve Allah, o seslenişi, çığlığı ezelde duyup, evrenin fizik kurallarını ve senin ömrünü o çığlığa göre şekillendirmiştir.
Sistem basit bir etki-tepki sığlığında değil, zamanı ve mekanı aşan devasa bir akıllı tasarım ve özgür irade ortaklığı üzerine kuruludur.
Eğer kaderi her şeyi bitmiş, mühürlenmiş, bizi içine hapseden bir zindan olarak görürsek DUA'nın gücünü asla anlayamayız.
Ama kaderi, bizim özgür irademizle yapacağımız tüm seçimleri ve edeceğimiz duaları Allah’ın zamansızlık boyutunda bilip onaylaması olarak görürsek, her şey değişir.
Anlarız ki kader bizim ellerimizi bağlayan bir zincir değil, her AN dua ile biçimlenen canlı bir akıştır. Siz dua ettiğinizde Allah’ın planının dışına çıkmazsınız, Allah’ın bir takdirinden, yine O'nun merhametine ve başka bir takdirine sığınırsınız.
Sözlerimi toplarken sizlere sormak istiyorum,..
Geleceğinizi şekillendirecek, ömrünüze bereket katacak "O" samimi DUA'yı etmek için hala neyi bekliyorsunuz..?
Tarih: 2026-05-24 10:33:21