İrade ile kader arasındaki ilişki, sadece akılla çözülebilecek bir mesele değil aynı zamanda KALB'le idrak edilmesi gereken derin bir hakikattir.
Tasavvuf bu noktada bize, görünen ile görünmeyen arasındaki bağı anlamamız için daha incelikli bir dil sunar.
Tasavvufa göre varlıkta gerçek anlamda etkili olan tek kudret, ilahi iradedir.
İnsan ise bu büyük iradenin içinde, sınırlı bir tercih alanına sahip bir yolcudur. Ancak bu yolculukta insan kendini çoğu zaman bağımsız bir özne gibi hisseder. Oysa hakikatte, onun istemesi bile çoğu zaman kendisine istettirilmiştir.
Bir şeyin gerçekleşmemesi durumunda ortaya çıkan bahaneler, yüzeyde basit gerekçeler gibi görünür. Fakat tasavvufi bakış açısıyla bunlar, esbab perdesidir. Yani hakikat doğrudan görünmez, sebepler aracılığıyla gizlenir.
İnsan ben vazgeçtim der ama aslında o yoldan çevrilmiştir. Bu, bir eksiklik değil, bilakis korunma ve yönlendirilme halidir.
Öte yandan kalpte doğan samimi ve derin bir istek, tasavvufta sıradan bir arzu olarak görülmez.
Bu durum, İŞTİYAK olarak adlandırılır.
İştiyak, kulun bir şeye yönelmesi değil o şeyin kula doğru çekilmesidir. Yani kalpte doğan o güçlü yönelim, ilahi takdirin insandaki ilk tecellilerinden biridir. Bu yüzden bazı istekler insanı yormaz aksine ona akış hissi verir. Çünkü o istek, zaten olması gerekenin içsel bir çağrısıdır.
Bu bakış açısıyla hayat, sürekli bir yönlendirilme halidir.
Engeller, gecikmeler ve vazgeçişler aslında birer kayıp değil, yolun yeniden çizilmesidir.
İnsan her zaman istediğine ulaşamaz, ama çoğu zaman kendisi için uygun olana doğru taşınır.
Tasavvufun derinliklerinde bu durum TESLİMİYET kavramıyla ifade edilir.
Teslimiyet, pasif bir bekleyiş değil, ilahi akışa güvenerek hareket etmektir.
İnsan çabalar, ister, yönelir fakat sonucu mutlak bir sahiplenmeyle değil, bir emanet bilinciyle karşılar.
NASİP, yalnızca kaderin önümüze koyduğu bir sonuç değildir, KUL ile HAKİKAT arasında kurulan derin bir uyum hâlidir.
Bazen karşımıza çıkan bahaneler, aslında bizi ait olmadığımız yollardan nazikçe çeviren işaretlerdir.
İçimizde filizlenen sahici arzular ise, ÖZ benliğimizin bize yaptığı sessiz ama güçlü bir çağrıdır.
İnsan bu yolculukta ne bütünüyle özgürdür ne de tamamen yazgıya mahkûmdur..
"O" hem arayan hem aranan, hem isteyen hem de isteme duygusu kendisine ilham edilen bir bilinçtir.
Tasavvufun diliyle ifade edersek,..
İnsan yürüdüğünü zanneder, oysa hakikatte yürütülür.
Hayatımızda olmadı diye düşündüğümüz ne varsa, çoğu zaman daha büyük bir OLUR'un habercisidir.
Bahaneler, bizi koruyan görünmez kalkanlar gibidir, istekler ise yolumuzu aydınlatan birer fener.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, İyi ki olmamış dediğimiz her şeyin ardında kaderin ince, zarif dokunuşunu fark ederiz ve gönülden arzuladığımız ne varsa, aslında o da bize doğru yola çıkmıştır, yalnızca bizim ona hazır olmamızı bekliyordur.
Öyleyse akışa güvenin..!
Çünkü NASİP, en doğru zamanda, en anlamlı vesileyle gelip kapınızı çalacaktır.
Tarih: 2026-05-01 23:12:47