Allah'ın Selam'ı üzerinize olsun Dost'lar. Bazı hakikatler vardır ki yalnız Akılla değil, Kalble anlaşılır ve ehli HU dediğinde aslında kelimelerle anlatılması zor bir hakikate işaret eder. HU, varlığın en derin gerçeğini, yani aklın tam olarak kavrayamadığı o mutlak hakikati ifade eder ki, Gaybül-guyub yani bilinmezlerin de ötesindeki bilinmezdir. Şimdi şöyle düşünün.! Biz dünyayı zaman içinde yaşıyoruz. Sabah oluyor, akşam oluyor, bir yere gidiyoruz, başka bir yere geliyoruz. Bizim için her şey zaman ve mekân içinde gerçekleşiyor. Fakat ehline göre hakikatin asıl katında zaman ve mekân diye bir şey yoktur. Bunlar insanın algısında oluşan düzenlerdir. Bugün günümüzde kuantum kavramlarından bahsediyoruz, bu bilgileri kullanıyoruz, yani varlığın temelinde sonsuz bir imkân ve bilgi alanı olduğu gerçeğini idrak ettikçe Hayretimiz artıyor. Tasavvufun diliyle söylersek bu, ilmin henüz görünür hâle gelmemiş hâlidir. İnsan dediğimiz varlık bu ilmin fark edildiği bir aynadır. Biz gördüğümüzü, duyduğumuzu, düşündüğümüzü gerçek zannederiz. Oysa biraz dikkatle bakarsak görürsün ki gördüğün şey de bilgidir, duyduğun şey de bilgidir, hissettiğin şey de bilgidir. Aslında hayat dediğimiz şey bir bilgi akışının fark edilmesidir. İşte bu fark ediş sırasında insanın zihni bir düzen kurar. O düzen içinde zaman oluşur, mekân oluşur, ben ve sen ortaya çıkar. Böylece insan kendisini diğer varlıklardan ayrı bir varlık gibi görmeye başlar. Oysa Hakikatte ayrılık yoktur. Çokluk gibi görünen şey, aslında birliğin farklı görünümlerinden ibarettir. Bir denizdeki dalgalar gibi düşünün… Dalgalar ayrı ayrı görünür ama hepsi aynı sudandır. Kur’an’da gelen ilk emir olan İkra yani Oku da bu yüzden çok derin bir işarettir. Bu sadece bir kitabı okumak demek değildir. Asıl anlamı, varlığı okumaktır. Kendini okumaktır. Evreni okumaktır. Yani varlıkta açığa çıkan ilmi fark etmektir. İnsan kendisini ve varlığı okumaya başladıkça yavaş yavaş bazı perdeler kalkar. O zaman kişi şunu fark etmeye başlar.. Ben sandığım şey aslında hakikatin içinde ortaya çıkan bir bilinç hâlidir. Ayrı bir varlık gibi görünen şey, aslında o büyük hakikatin bir tecellisidir. Tasavvuf'un söylediği El-ân kema kân sözü de bunu anlatır. Yani Her şey şu anda da başlangıçta olduğu gibidir. Hakikat değişmez. Değişen yalnızca bizim algımızdır. İnsanın yaşadığı bu hayat aslında çok garip bir SIR taşır. İnsan hem yaşayan gibidir hem de seyreden gibidir. Sanki hakikat, insan üzerinden kendisini seyrediyor gibidir. Bu yüzden ehli şöyle der.! Yaşayan da O’dur, gören de O’dur, seyreden de O’dur. İşte “HU” diyerek işaret edilen sır da budur. Kelimelerin tam anlatamadığı, fakat gönlün sezebildiği o hakikat tamda bu sırra delalet eder… Hayırlı Sahurlar..
Tarih: 2026-03-11 16:37:17