OKU..!

ASTROLOJİ DİN'LERDE NEDEN YASAK.?

Astroloji, insanlık tarihinin en eski kadim bilgilerinden biri olsa da, özellikle İbrahimi dinlerde İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik genellikle yasaklanmış veya şiddetle reddedilmiştir. Bu yasağın temelinde, yaratıcıya duyulan mutlak güvenin sarsılması ve geleceği bilme iddiasının ilahsal bir özellik olarak görülmesi yatar.
Astrolojinin neden yasaklandığına dair temel dini nedenleri aşağıda dinlere göre ayırarak inceleyelim..
1. İslamiyet ve Astroloji..
İslam alimlerinin büyük çoğunluğu, astrolojiyi yıldızlara bakarak gelecekten haber verme veya karakter analizi yapma kesin bir dille haram, yasak kabul eder. Bunun nedenleri şunlardır,..
Gaybı Yalnızca Allah Bilir.!
İslam inancının en temel esaslarından biri, geleceğin Gayb'ın bilgisine sadece Allah'ın sahip olmasıdır.
Kuran-ı Kerim'de, "De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez." Neml, 65 ifadesi yer alır. Yıldızlara bakarak gelecek tahmini yapmak, bu ilahi sıfata ortak koşmak olarak görülür.
İslam'da Tevhid,Allah'ın birliği inancı esastır. Eğer bir kişi, yıldızların veya gezegenlerin insanların kaderi üzerinde bağımsız bir gücü veya etkisi olduğuna inanırsa, bu şirk (Allah'a ortak koşmak) sayılır. Gücün kaynağı yıldızlar değil, Allah'tır. İslam'a göre kaderi belirleyen Allah'tır. Gezegen hareketlerinin insanın iradesini veya başına gelecekleri zorunlu kıldığına inanmak, İslam'daki kader ve özgür irade anlayışıyla çelişir.
Oysa İslam, gökbilimi (Astronomi) teşvik eder, yön bulma, namaz vakitleri ve takvim için gökyüzünün incelenmesini emreder. Ancak bu incelemenin "fal" ve "kehanet" boyutuna taşınması yasaktır.
2. Hristiyanlık ve Astroloji..
Hristiyanlıkta da astroloji, genellikle Tanrı'nın iradesine ve hakimiyetine karşı bir güvensizlik olarak kabul edilir. İncil ve Hristiyan teolojisi, evrenin ve insanın tek yöneticisinin Tanrı olduğunu vurgular. Geleceği yıldızlarda aramak, Tanrı'nın rehberliği yerine yaratılmış nesnelerden (yıldızlardan) medet ummak olarak görülür. Eski Ahit'te (Tevrat bölümleri), falcılık, büyücülük ve yıldızlara bakarak kehanette bulunmak açıkça kınanmıştır.
Yeşaya Peygamber'in kitabında, yıldızlara bakanların insanları kurtaramayacağı belirtilir.
Hristiyanlık, insanın özgür iradesine ve ahlaki sorumluluğuna önem verir. Yıldızların insan davranışlarını belirlediği fikri, kişinin günah veya sevap işleme konusundaki sorumluluğunu reddetmesi anlamına gelebilir.
3. Yahudilik ve Astroloji..
Yahudilikte astrolojiye bakış biraz daha karmaşıktır ancak genel hüküm yasağa yakındır. Tevrat (Tesniye 18:10-12), kahinliği, falcılığı ve yıldız bilimciliğini yasaklar. Bu, putperest kavimlerin bir alışkanlığı olarak görülür ve İsrailoğullarının bundan uzak durması istenir.
Talmud'da geçen ünlü bir ifade vardır: İsrail için takımyıldız (şans/kader) yoktur. Bu, Yahudilerin yıldızların etkisine değil, doğrudan Tanrı'nın ilahi takdirine bağlı olduklarını ifade eder. Dua ve tövbe ile kaderin değişebileceğine, yıldızların bunu engelleyemeyeceğine inanılır.
Özet olarak Evreni yöneten güç yıldızlar değil, Yaratıcı'dır. Yıldızlara güç atfetmek "putperestlik" kalıntısı sayılır. Geleceği bilmek Tanrısal bir ayrıcalıktır. İnsanların bunu çözmeye çalışması haddi aşmak olarak görülür.
İnsanların sorumluluk almaktan kaçıp, hatalarını veya başarılarını burçlarına bağlaması engellenmek istenir.
Sonuç..!
Dinlerin astrolojiyi yasaklamasındaki temel amacı insanın yaratılmış olana, yıldızlara değil, Yaratıcı'ya güvenmesini sağlamak ve insanın kendi iradesiyle yaptığı eylemlerin sorumluluğunu almasını korumaktır.
Astrolojinin İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik gibi tek tanrılı dinlerde yasaklanması veya hoş karşılanmaması, temelde inancın merkezi olan Yaratıcı ve Yaratılan ilişkisinin korunması amacına dayanır. Bu dinlerin ortak kabulüne göre evrenin mutlak hakimi, yaratıcısı ve yöneticisi Allah’dır. İnsanların kaderini belirleyen, onları yaşatan veya öldüren güç sadece O'dur. Astrolojideki temel varsayım olan "gök cisimlerinin insan kaderi ve karakteri üzerinde belirleyici bir güce sahip olduğu" fikri, bu noktada dinlerin temel prensibiyle çatışır. Çünkü bu inanç, Allah'a ait olan "yönetme ve belirleme" gücünü, yaratılmış olan yıldızlara ve gezegenlere atfetmek anlamına gelir.. Bu da dinlerde "şirk" veya Allah'a ortak koşmak olarak yorumlanır.
Bu yasağın bir diğer ve belki de en güçlü nedeni "bilinmezlik" veya İslam'daki adıyla "Gayb" kavramıdır. İbrahimi dinlere göre geleceğin bilgisi, insanın ulaşabileceği bir alan değildir ve bu bilgi tamamen Allah'ın bilgisindedir.
İnsanın yıldızlara, gezegenlerin konumuna veya haritalara bakarak gelecekte ne olacağını bildiğini iddia etmesi, ilahsal bir alana izinsiz girmek ve haddini aşmak olarak görülür. Kutsal kitaplarda sıkça vurgulandığı üzere, falcılık, kehanet ve yıldızlardan hüküm çıkarmak, insanın yaratıcıya olan güvenini zedeleyen ve onu yanlış yönlendiren eylemler olarak kabul edilir. İnsanın geleceğini merak edip yıldızlardan medet umması yerine, Allah'a dua etmesi ve O'na güvenmesi istenir.
Ayrıca bu yasak, insanın özgür iradesini ve sorumluluk bilincini korumayı da amaçlar. Dinler, insanın dünyadaki eylemlerinden sorumlu olduğunu, iyiyi veya kötüyü kendi iradesiyle seçtiğini öğretir. Ancak astroloji, insanın başına gelenleri veya karakter özelliklerini gezegenlerin konumuna bağlama eğilimindedir.
Bir kişinin "Yıldız haritam böyle olduğu için asabi biriyim" veya "Gezegenler ters açıda olduğu için başarısız oldum" demesi, dini açıdan kişinin kendi hatalarının sorumluluğunu üstlenmekten kaçması anlamına gelir.
Dinler ise insanın mazeret üretmesini değil, iradesini kullanarak doğruyu seçmesini ister, bu nedenle kaderin yıldızlara hapsedilmesini reddeder.
Özetle, astrolojinin yasaklanması sadece bir batıl inanç karşıtlığı değil, insanın yüzünü yaratılan nesnelerden çevirip doğrudan Yaratıcı'ya dönmesini ve kendi hayatının ahlaki sorumluluğunu almasını sağlama çabasıdır.
Osmanlı Devleti ve Orta Çağ Avrupa'sında saraylar, astrolojiyi dini bir başkaldırı olarak değil, aksine devleti yönetmek için gerekli bir "stratejik istihbarat" aracı ve gökyüzündeki ilahi işaretleri okuma sanatı olarak görmüşlerdir.
İşte bu ilginç dönemde Osmanlı’da "Müneccimbaşılık" ve Eşref Saati Osmanlı sarayında astroloji ve astronomi ile ilgilenen kişilere Müneccim (yıldız ilmiyle uğraşan) denirdi ve bu kişiler devlet protokolünde Müneccimbaşı unvanıyla resmi bir makama sahipti. Bu kurum, devletin yıkılışına kadar varlığını sürdürdü.
Peki, Din'en yasak olan bir şey nasıl resmi bir devlet kurumu olabildi..?
Cevap, bu kişilerin görev tanımında gizlidir. Müneccimlerin öncelikli ve en meşru görevi takvim hazırlamak, namaz vakitlerini belirlemek ve Ramazan ayının başlangıcını hilalin görünmesini tespit etmekti. Bu, işin bilimsel ve dini tarafıydı.
Ancak padişahlar için asıl kritik olan, işin ahkam, hükümler kısmıydı. Osmanlı'da bir padişah tahta çıkacağı zaman, sadrazam mührü basılacağı zaman, yeni bir caminin temeli atılacağı zaman veya ordu savaşa gideceği zaman Müneccimbaşı'na danışılırdı. Müneccimden beklenen, yıldızların konumuna bakarak o iş için en uğurlu zamanı, yani halk arasında bilinen adıyla "Eşref Saati"ni belirlemesiydi. Örneğin, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferine çıkış saati veya gemilerin denize indirilme anı, müneccimlerin belirlediği bu uğurlu saatlere göre ayarlanmıştı. Bu durumu dini açıdan meşrulaştırmak için ise şöyle bir yaklaşım benimsenmişti: Müneccimler geleceği "kesin olarak bildiklerini" iddia etmiyorlardı. Onlar, Allah'ın evreni yarattığı düzen içinde gökyüzünü bir "işaret levhası" olarak görüyor ve "Göklerin durumu şu an bu işe başlamak için hayırlı görünüyor, ancak takdir Allah'ındır" diyorlardı. Yine de bu hassas denge her zaman korunamadı. 1580 yılında, ünlü astronom Takiyüddin'in kurduğu ve dönemin en ileri teknolojisine sahip İstanbul Rasathanesi, ne yazık ki bazı din adamlarının "Meleklerin bacaklarını mı dikizliyorsunuz.? Gökleri rasat etmek uğursuzluk getirir" şeklindeki baskıları ve çıkan veba salgınının buna bağlanması sonucu top atışlarıyla yıkıldı. Bu olay, Osmanlı'da bilim ve batıl inanç çatışmasının en trajik örneklerinden biridir.
Orta Çağ Avrupa’sı ve Kralların Danışmanlarında da bu dönemlerde durum farksızdı, hatta astrolojiye olan bağımlılık daha fazlaydı. Kralların ve kraliçelerin yanında mutlaka bir saray astroloğu bulunurdu. O dönemde tıp eğitimi ile astroloji iç içeydi, bir doktorun astroloji bilmemesi düşünülemezdi. "Kan aldırmak" veya ameliyat yapmak için Ay'ın veya gezegenlerin konumu beklenirdi.
Avrupa'da astroloji, siyasi bir silah olarak da kullanılıyordu. Örneğin İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth, taç giyme töreninin tarihini ünlü danışmanı John Dee'ye belirletmişti. Fransa Kraliçesi Catherine de Medici ise ünlü kahin Nostradamus'u sarayında ağırlamış ve çocuklarının kaderi hakkında ondan bilgiler almıştı.
İlginç bir detay da şudur ki, bugünün modern astronomisinin kurucuları sayılan Johannes Kepler ve Tycho Brahe gibi bilim insanları, geçimlerini sağlamak için aslında saraylarda "imparatorluk matematikçisi" sıfatıyla krallara yıldız falı bakmışlardır. Kepler, gezegenlerin hareket yasalarını bulurken bir yandan da dönemin İmparatoru II. Rudolf için burç yorumları yapıyor, savaşların sonucunu tahmin etmeye çalışıyordu. Kepler, kendi günlüklerinde bu durumu "Astronominin aptal kızı Astroloji olmasa, anne (Astronomi) açlıktan ölürdü" diyerek, bu işi maddi zorunluluktan ve sarayın talebi üzerine yaptığını itiraf etmiştir.
Sonuç Olarak Tarih boyunca saraylar, dini yasakların gri alanlarında dolaşmışlardır.
Yöneticiler, omuzlarındaki ağır yük ve belirsizlik korkusu nedeniyle, din adamlarının "yasak" demesine rağmen, gökyüzünden gelecek en ufak bir ipucuna bile muhtaç hissetmişlerdir. Bu nedenle saraylarda astroloji bazen bilimsel bir takvim çalışması, bazen de siyasi bir rahatlama aracı olarak yüzyıllarca varlığını korumuştur.

Yayın Tarihi: 1999-04-23